animation>
...yolcu... - Blogcu



...

 


Sen; içinde baharı gizleyen kışımsın benim. Ve biliyorum, o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam da içimde Sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin.

Tabansız sevdalardan kopup Sana sığınıyorum çoğu zaman. Soluk soluğa varıyorum yanına, ter kokarak tenim. Anne sütüne aşık bir bebek gibi duruluyorum sonra.

Git diyorum sana, kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış; gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde.
Ne gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim.

Sonra; kötü şansla başlayan ilklerimi hatırlıyorum. 8 yaşında en samimi arkadaşımla aynı çocuğu sevişim, çocuktum işte lolipop şekerli bir sevdaydı, ilk sinemaya gidişimde elektriklerin kesilişi, ilk kavgamdaki o göremediğim çukur, ilk konsere gidişimde biletimi kaybedişim ve ilk aşık oluşumun asla mümkün olmayışı...
Yani Senin mümkün olmayışın.

Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın dört yanımı; ve kendim için çok geçti... Yerle bir olmuştu her şey.
Olmazsa olmazlarım... ilkelerim... yargılarım...

Kabullenmek zor sanıyordum; acemi ama mükemmel bir aşkı taşıyabilmeyi...
Ve en az acıyla kurtulmakmış gerçekten bizi bekleyen yalnızlıktan, bir başınalığın mecburiyeti ile mucizelere umut bağlamakmış zor olan...
Belli bir yerden sonra, bazı şeyleri aşmış olmanın olgunluğu ve kabullenme meziyetiyle üstesinden geliyorsun umutsuzluğunun...
Yani imkansızı mümkün kılmanın zor olduğunu biliyorsun. Çünkü biliyorsun, o arada bir yol var ve bu yol uzun da olsa bir yere gidiyor. O bir susma türü sadece, o bir yaşam şekli. Ve her yalnız yaşamak ölmenin diğer yüzü. Bu yol öyle, öylece durur.

Seni aklıma getiren, yüreğime düşüren bu yol değil, kötü şansla başlayan bir ilkin, iyi şansı sadece. Düşüme düşüşün zamandan değil, düşlerin gafı.

Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta eski yaralarıma yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sürüyorsun.
”Belki”lerden, “ihtimal”lerden, “keşke”lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun düşler büyüterek...
Ben, suretine değil, aslına dokunma ihtimallerinde mutlu oluyordum.
Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.

Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi diğer aşklardan çok daha uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum, Sana dair yazılanlarda.

Şimdi, bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü anlatıyorum…

Şimdi, bozgun sonrası imkansız
bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum…

Şimdi ben, dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum…

Umut; hep var olacak çünkü.

alıntı...

 

Benden Sınıf Geçemezsin Artık

“Benden çektiğin kopyalarla verdin hayatın tüm zorlu sınavlarını. Tanrı katında takdire şâyan da olsan… benden sınıf geçemezsin artık!”


 

Bizden esirgediğin her şeyi; özgürlüğünü, cesaretini, kendini hep bir başka hayata ertelerken... Sessizliği çözen yeni bir kalp atışıyla uyandı gerçekler uykusundan. Bu umut’suzluk: Gerekçesiz geç kalmasıydı yaşamın anlamının. Seni özlemiyorum nicedir, şiirlerine sığmayan bir adama yazıyorum gecikmiş tüm yazıları…
Düşlerime dar ettiğin bu tek kişilik yatak daha kaç uykusuz geceye razı olacaktı; hangi gidişin gözlerimde ağlayabilir artık; kaç yarın akmadan seni bekleyebilir damarlarımda ve daha kaç sözcük boyun eğmeliydi yüreğimden damıttığım bu lâl acılara? Sana kendini koru diye verdiğim silahla vurmaya kalkıştın beni; üç kelimeyle, üç kurşun sıkar gibi… Bir başkasıyla değil, aslında kendinle ihanet ettin sen bana… Keşke.. keşke affedebilseydim seni!


Aşka zamanın yoktu, ne de cesaretin. Her seferinde bir tek bana dönebileceğini bilerek gittin. Ama bu son gidiş, son atlayışındı içindeki derin boşluğa; ellerini uzattınsa da, görmedim! Şimdi yok değil hiç’sin! Söz dizimlerine sığmadı affın, yüreğine de, temiz tutmayı beceremediğin geçmişimize de… Alınacak tek bir nefes bile kalmadı düşlenen çalıntı mutluluklardan. Sen bir puzzle’ın kayıp parçası olmayı seçtin. …bari içimdeki çocuğun oyun arkadaşı olarak kalmayı becerebilseydin.


Biz seninle konuşurduk… Bazen bir tek beden, tek bir ruh gibi; bazen herkes ve her şey adına bir tek cümleyle, saklamadan ve saklanmadan… Kendimizi anlattığımızı düşünürken, aslında kendimizi anladığımızı fark ederek konuşurduk. Hatırlasana, ne çok gülerdik. Sen, çok içerdin bütün o büyümeyen erkek çocukları gibi.. bir de martılar vardı ve benim seni bile sinir eden şu kahve meselem… Konuşmak…  kendiliğinden… seninle bir tek, ama hayatla baş başa kalınca en çok, bunu özlüyorum! Olsun…


Senden nefret etmeden ölmek ist(em)iyorum; sakın dönme!



alıntı

 

Yorum (1) Yorum yaz!

...seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

 

yanımda, yöremde yoksun. dokunmak, tutunmak istesem... başımda kavak yelleri eserken geldin. bu süt liman gecelerde sanadır, bunca sitem...

bahçede bir kaç dal titrer, yüreğimde bütün bir sen. seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

yokuşlar çıkar karşıma birden, duvarlar yükselir, inceden. mesafeler uzar, zaman daralır, ufukta ufalır, ne kaldıysa önceden...

salkım söğütlerden bir yaprak düşer, yüreğimden bütün bir sen. seni nasıl özlediğimi bir bilsen...

işte...miadını dolduruyor, yaşanmamış sevdalar. bir daha yaşanmayacaklar. hasretlerini savuruyor, yüreğimde tüm ağaçlar. bil ki, sensizliği asla kuşanmayacaklar...

gözlerimde iki damla yaş kalır, yüreğimde bütün bir sen...aahh, seni nasıl özlediğimi bir bilsen; seni nasıl özlediğimi bir bilsen...
alıntı

...çok mutluyum...

Dost

 

Bir Sabah Namazından Sonra Gelir Dost

Kuş Cıvıltılarıyla Yollar Size Dualarını

Ve Yüzünüze Değer Eli Merhamet Rüzgarlarıyla

Yapayalnız Hayatların Buhranlarında Erirken Zamanlar

Bir Şefkat Yağmuru Boşalır İnceden İnceye

Yüreklere Düşen Bir Şebnemle Yıkanırsınız Boydan Boya

Bundan Sonra İstersinizki Her Anınız Acı Her Anınız Keder Olsun

Olsunki Dost Bir Gökkuşağı Gibi Temizlesin Kara Bulutları

 

Ve...

Anlarsınız Dostun Ne Denli Fedakar Olduğunu

Sudan Giremediği Yürek Kalelerinize

Karadan Gemiler Yürütüp İnatla Girmek İstediğini

Ve Artık Fethedilmiş Bir Yüreğin Tertemiz Ezgisi Kendine Hece Bulur Dudağınızın Halelerinde

 

Ve...

Araya Uzaklıklar,O Kahrolasıca Mesafeler Girmeye Dursun

Üzerine Sarı Yağmurlar Yağan Sonbahar Yaprağı Nasıl Hasretse Baharlara

Sizde Artık Hasretler İçinde Bekler Durursunuz O Müjdeci Sabahları

Dostun Yüreğindeki Seccadeye Alnınızı Koymaya…

 

?

alıntı

 

Fare İmleçleri kodları